Neşeli insanların, renklere kucak açanların ve hareketli şarkıların hayat bulduğu Rio De Janeiro, her daim sıcak iklimi ve keşfedilmesi gereken farklı zenginlikleriyle unutamayacağınız bir masal diyarı…

Karnaval, samba ve tabii ki futbol kelimeleriyle bütünleşmiş Rio, yemyeşil dağların eteğine kurulmuş sıcak, rahat, kaygısız ve hayatı dolu dolu yaşayan insanların şehri. Dolayısıyla tüm renkleri, dansı ve müziği derinden hissedip, kolayca etkisine gireceğiniz Rio, sizi anında içine alıyor ve sarıp sarmalıyor. Şelaleri, kanyonları ve yağmur ormanlarıyla güzellikler içinde parlayan bu şehir o kadar fazla sürprizle dolu ki, gelin şimdi Rio’yu birlikte keşfedelim…


Kelime anlamı ‘kambur’ olan Corcovado, kuşkusuz Rio’nun en meşhur simgelerinden biri. 710 metre yüksekliğindeki Corcovado Tepesi, özellikle de 1931 yılından beri Rio’ya tepeden bakan ve dünyanın yedi harikasından biri olarak kabul edilen ‘Cristo Redentor’ adlı art deco İsa heykeliyle ünlü ve bu nedenle de Hristiyanlar için ayrı bir öneme sahip. Bu tepeye çıktığınızda elleri İsa gibi açarak poz vermek ise adetten…

Rio’yu yukarıdan seyredebileceğiniz en güzel yer, kuşkusuz Sugar Loaf Tepesi. Teleferiğe binerek rahatlıkla çıkabileceğiniz bu tepede, muhteşem manzara fotoğraflarına imza atacağınız garanti.
Copacabana Plajı
Plajlarıyla ünlü Rio’nun en meşhur plajı, eminiz adını pek çok kez duyduğunuz Copacabana. Atlas Okyanusu’na bakan plajda dalgalar nedeniyle yüzmek pek mümkün olmasa da uçsuz bucaksız okyanus manzarasını izlemek ve dalga sörfü yapanları görmek için gitmek şart. Ayrıca plajları birbirinden ayıran kaldırım desenlerini de kesinlikle es geçmeyin. Copacabana’nın en gözde ve şık yeri ise Leblon.

Uzay mekiği şeklindeki Niteroi Çağdaş Sanat Müzesi, genellikle Brezilyalı sanatçıların eserlerine ev sahipliği yapıyor. Fakat bazılarına göre en iyi sanat eseri aslında binanın kendisi.
Metropolitan Katedrali
Piramit şeklindeki mimarisi ve devasa boyutuyla Metropolitan Katedrali, kuşkusuz o güne dek gördüğünüz en ilginç katedrallerden biri olacak. İçerisine girdiğinizdeyse, renkli camlarından ve heybetinden etkilenmemek imkansız.

Dünyanın şehir kıyısında yer alan en büyük ormanı olarak kabul edilen Tijuca Ormanı, tarihi mağaraları, şelaleri, bitki örtüsü ve hayvan çeşitliliğiyle ilk görüşte insanı etkisi altına alıyor.
Santa Teresa ve Lapa
Rio’nun kolonyal dönem mimarisine dair en iyi örnekleri görebileceğiniz bu iki komşu bölge, 18. ve 19. yüzyıl tüccarlarının rengarenk evlerine ve villarına ev sahipliği yapıyor. Ayrıca barların ve restoranların bulunduğu bohem Lapa, kesinlikle eğlenmek isteyenlerin uğraması gereken adreslerden biri. 18’inci yüzyılda inşa edilmiş pazar binalarında sokağa dağılan müziğin sesiyle sabaha kadar dans edebilirsiniz.


Kaynak: Brandlifemag
ALINTI KAYNAK: https://www.ntv.com.tr/galeri/n-life/gezi/renklerin-diyari-rio-de-janeiro,JOSxr5Nj_0ClR-ePqMIcpg